Kitaplar


 

 


(Ortak kitap)
 



    https://www.facebook.com/ozmenu  https://twitter.com/unalozmen

 

Ünal Özmen

 

Anasayfa

Öğretmenler halkla bozulmuş olan ilişkisini onarmak zorunda. İktidarla ilişkisinin bozulması öğretmenin entelektüel bir şahsiyet olduğunu gösterir, halkla bozuşması ise onu bitirir.
Katar sermayeli bir okul markası ile başlayan frençayzing furyası dershanecilikten dönme okul markalarıyla devam ediyor. Eğitimin niteliğine katkısı olmayan, vatandaşı büyüleyen uyduruk başarı hikayelerini satan bu şirketler, Anadolu’da yaşam mücadelesi veren küçük okulları kendi adını kullanmaya zorluyor.
26.09.2016
05.09.2016
Eğitimin laikleşmesine katkı sunmak isteyen kurum, kuruluş, kişi modern eğitimle dini birlikte düşünemez. Dozu ne olursa olsun, eleştirel yurttaş yetiştirmeyi amaç edinen eğitim politikası okulda din eğitimini savunamaz. Bu konuda politik kaygısı olan, kendine politik gerekçe bulabilir. Ancak fikrine ihtiyaç duyduğu entelektüelden reel duruma politika üretmesi istenmemeli.
Bence bu olayda sorgulanması gereken şey, bilim ünvanı verilmiş birinin benim uzmanlık alanımla ilgili değil demeden bir inşaat işçisi gibi ‘abi her işi yaparım’ diyerek gidip o kürsüye oturmasıdır.
05.09.2016
05.09.2016
http://www.birgun.net/haber-detay/igrencsiniz-be-122975.html
Bu kişilerin, bu gün, bir zamanlar cibilliyetsiz bulduğu bizimle aynı noktaya geldiğini düşünmeyin; herhangi bir ahlaki, etik, hukuki değerleri yok bunların. Demokrasi mücadelenizin ortağı yapmayın, ağzınızı açın ve ne denli iğrenç olduklarını söyleyin. Şöyle deyin; İğrençsiniz be…
12.08.2016
12.08.2016
Neden sorusunun basit ve anlaşılır yanıtı, her ikisinin de okulu kışla olarak görmesi ve kullanmasıydı. Bu ikili; Gülen ve Erdoğan, din eğitiminin nerede yürütüleceği meselesi yüzünden kavgaya tutuştu.
15 Temmuz Darbe Girişimi başarıya ulaşmış olsaydı sol açısından değişen birşey olmayacaktı. Askeri yetki kullanan OHAL valisi ile sıkıyönetim komutanı arasında küçük ayrıntılar dışında pek bir fark olmadığını benim kuşağım bilir.
01.08.2016
01.08.2016
İran asıllı ABD vatandaşı İslam alimi Hamid Dabashi bir söyleşisinde “hiçbir İslami kurum tek başına Müslümanın kim olduğuna karar verme hakkına sahip değildir” diyor. Kurumdan kasıt nedir bilmiyoruz; anayasasında İslam olduğu belirtilen devlet mi yoksa Müslüman ülkelerin fetva makamları mıdır belli değil.
Yeterlilikler Uluslararası Değerlendirmesi sonucundaki durumumuzun eğitimin dinselleşmesi ile doğrudan ilgili olduğunu söylemeye gerek yok. Hükümetin bu anket sonucuna bakarak kendine çekidüzen vereceğini de düşünmeyelim. Onlar, inanç ve ibatet esaslarının test edilmemiş olmasını araştırmanın eksiği olarak görecek ve kendi mantıkları içinde bu sonucu başarı sayacaklar. Bana göre OECD Müslüman mahallesinde salyangoz satıyor!
18.07.2016
08.07.2016
25.06.2016
25.06.2016
25.06.2016
25.06.2016
Erdoğan’ın öğrencilerle buluşması devam edeceğe benziyor. 19 Mayıs vesilesiyle yapılan gençlik buluşmaları, hiç kuşkunuz olmasın bayrak töreni gibi okul ölçekli toplantılarla devam edecek. Çünkü öğrenciler, sağ siyasetçiler için seçmen tutumunu gözetmek durumunda olan muhtarlardan daha güvenilir ve daha kalıcı kaynak. Bu dünyadan umudunu kesmiş, kutsal bir neden uğruna ölümün üzerine yürümeye hazır genç kitle diktatörlüklerin en güçlü teminatıdır: Öl dediğin yerde ölür, öldür dediğini öldürür. AKP, bu tip bir gençlik üretmek üzere Türkiye eğitim sistemindeki örgütlenmesini tamamladı. Mevcut konumunu aşmaya çalışan, kamusal amaçlar etrafında ortaklıklar kurmak üzere yeni fikirlere açılan birey olarak çıkan öğrenci bu sistemin kaçağı sayılmalı.
25.06.2016
26.05.2016
Çoğu eğitim kurumlarında olmak üzere çocuklara yönelik taciz ve tecavüz olaylarının dört aylık bilançosu aşağıdadır. Haber tarihine göre sıralanmış listenin sadece kamuoyuna yansıyanları kapsadığı, aynı olaydaki mağdur sayısının gittikçe sınıf sayısına eşitlendiği ve tedbir alması beklenen yetkililerin suçlulara arka çıktığı düşünüldüğünde toplu taciz/tecavüz riskiyle karşı karşıya olduğumuz söylenebilir.
Öncelikle tüm demokratların ekonomik sosyal ve siyasal alanın üç temel ilkesinde ortaklaşması gerekiyor: Ekonomik hedefin adil bölüşüm, siyasi hedefin demokratik bir ortam, sosyal hedefin laik bir toplum yapısı vaat etmesi şart. Elbette toplumun çözüm bekleyen oldukça yüklü sorunu var; ancak, her sorunun çözümünün bu üç başlıktaki uzlaşmada yattığını kabullenip herkesin kendi mikro sorunlarının çözümünün buna bağlı olduğunu kabullenmesi gerekiyor.
16.05.2016
06.05.2016
Size laikliğin tanımını yapamam, ama bildiğim kadarıyla tarifini yapabilirim. Laikliğin tanımını yapamam, çünkü laiklik tanımlanabilecek bir kavram değil. “Bir kavramın niteliklerini eksiksiz olarak belirtme veya açıklama” anlamındaki tanım, bir kavram olan laiklik için geçerli değil. İnsanın kendisiyle, ailesiyle, diğer insan ve topluluklarla, devletle, bir bütün olarak doğayla (ayrıca hayvan, bitki, toprak, su vs. ile), evrenle ilişkisini düzenleyen laiklik kavramı için her tanım eksik kalır. Oysa TDK’nin “tanım” tanımına göre tanım “eksiksiz” olmalı.
Milli Eğitim Bakanlığı, bir süre önce öğretmen adaylarına adaylık süresince okuyacakları kitap listesi hazırladı. İsterseniz önce listeye bir göz atalım: Ivan Illich (Okulsuz Toplum), Nurettin Topçu (Türkiye’nin Maarif Davası), Immanuel Kant (Eğitim Üzerine), İsmail Kara- Ali Birinci (Bir Eğitim Tasavvuru Olarak Mahalle/Sıbyan Mektepleri), J. J. Rousseau (Êmile), Sezai Karakoç (Hızırla Kırk Saat), Paulo Freire (Ezilenlerin Pedagojisi), Peyami Safa (Eğitim – Gençlik – Üniversite), Rasim Özdenören (Kafa Karıştıran Kelimeler), Paul Feyerabend (Özgür Bir Toplumda Bilim).
29.04.2016
22.04.2016
Kadınların dahil olduğu halkoyununa 'halt oyunu' diyen “öğretmen” vesile olmuş olsun, öğretmenliğin ne olup olmadığına bir kez daha bakalım. Öğretmenlik hakkında genellikle egemen tanımla ters düşmeyen, bundan ötürü de birbiriyle örtüşen herkesin bir yanıtı mevcut. Genel kabul gören öğretmen özelliklerinden biri de öğretmenin çocuğun annesi, babası, arkadaşı olması gerektiğidir. Eleştirel eğitimcilerin onaylamadığı bu yaklaşım, egemen eğitim anlayışında öğretmen sayılmanın ön koşulu gibidir.
AKP’nin ağır toplarından Burhan Kuzu ile Galip Ensarioğlu’nun konuşmasını izlediyseniz, insanlık tarihi boyunca uğruna mücadele edilen adalet ve eşitliğin hâlâ kimlerin elinde olduğunu da görürdünüz. “…yasama bizde, yargı bizde, yürütme bizde, her şey bizde! Şimdi bizim AK Parti hükümetini denetleme gibi bir şeyimiz olabilir mi?” diyen Ensarioğlu tüccar; onunki sınıf tavrı. Ya, bir insanda görülebilecek en cıvık tavırla “Oğlan bizim, kız bizim niye denetleyelim” diyen Burhan Kuzu? O bir hukukçu; öğrencilerine adaletin eşit bir şekilde dağıtılmasını öğretmekle kalmamış bilgisini pratikte uygulamak üzere milletvekili olmuş anayasa profosörü! Şimdi siz, biz, hepimiz Kuzu’nun fikrine ihtiyaç duyup onu önce Anayasa Komisyonu Başkanı sonra kendine baş danışman yapmış Tayyip Erdoğan yönetiminden adalet bekliyoruz!
22.04.2016
08.04.2016
Kör Zeynep. dört erkeğin tecavüzüne uğramış ve Ziya-Ül Hak'ın İslam hukuku tarafından recmle cezalandırılmış, eski bir kalenin zindanında infaz gününü bekleyen bir mahkum. Suçu tecavüze uğramaktır.
Siyasal İslam, eğitim ve eğitim kurumlarında inşa edilen politk bir hareket. Cemaatler içinde, kaçak ya da Diyanet gibi resmi dini kurumların kurslarında daha ziade içedönük dini eğitim, modern okulların ele geçirilmesiyle ülkenin eğitim felsefesinin kaynağı oldu. Bu eğitim felsefesi, bilgi yerine ahlak vadediyordu. Yurtlar, kurslar, sayısı her geçen gün katlanan imam hatip okulları; dini derslerin mihver ders sayılması ve müfredat içeriklerinin dinselleştirilmesi kentlerin varoşlarına sığınan köylüyü şehirin tehlikelerinden koruyacaktı. Yabancısı olduğu kültür hakkındaki bilgisi, gücü yetenin güçsüzü becerdiği önyargısı ile sınırlı olan ahalinin namusu onlara teslimdi.
01.04.2016
31.03.2016
Kaymakamın odasına ayakkabısını çıkarıp giren muhtara azalık yaptım; Cafer Emmi, her an her yerde devletle karşılaşma ihtimaline karşı cebinde, şapkasını çıkardığında terinin derisine yapıştırdığı saçlarını ayrıştırmak için arkasında Türkan Şoray resmi bulunan küçün yuvarlak bir ayna ile yarısı ince dişli bir tarak bulundururdu.
Ögretmenlik yaptığım köylerin birinde, muhtarın bakkalda, köyden biri olmadığını bildiğim bir adam görürdüm. Birçok kez karşılaştığım bu adama, muhtarın hiç adıyla hitap edildiğine tanık olmadım; itibar olmayan bir tonla ona “Cebel” diye hitap ettiğini anımsıyorum. Muhtarın aşağılama ifadesi olarak kullandığı hissine kapıldığım bu hitap şeklini hiç tepki vermeden alıp kabul etmesinden, “Cebel” in adamın adı olduğunu düşünürdüm. Satılmış, nasıl ki hem de yaygın bir şekilde insanlara verilen isimse pekala cebel de insan ismi olabilirdi.
18.03.2016
18.03.2016
Kültür ve Turizm Bakanlığının kültürümüzü korumak için desteklediği sadece beş pilav, altı aşure şenliği değil tabi. Allah var, epey bir yayınevine de destek çıkıyor. 2015 istatistiği yayımlanmadığı için size 2014 bilgilerini vereyim: Bu bakanlık 2014 yılında kütüphanelere gönderilmek üzere 1 milyon 565 bin yayın almış. Kiminden bir çeşit kiminden binbir çeşit. Haliyle ödemesi de ona göre. Alınan yayınların 360 bini süreli yayın, yani dergi. Abone olduğu 265 farklı dergiden 360 bin adet alındığına göre her birine ortalama 1350 adet abone olunmuş.
Eğitim iş kolunda örgütlü yetkili sendika (!) Eğitim Bir Sen, açığa alınan müdürünün de üyesi olduğu, Kayseri Mustafa Eminoğlu Anadolu Lisesindeki öğretmenin öğrencisine tecavüz olayla ilgili herhangi bir açıklamada bulunmadı. Dün itibari ile ikinci büyük sendika olan Türk Eğitim Sen’den de ses çıkmadı. Tecavüzcü öğretmenin bir dönem üyesi olduğu Aktif Eğitim Sen de suskunluğunu koruyor. Eğitim Sen ile Eğitim İş merkez yürütme kurulları, olayı kınayan ve takipçisi olacaklarını belirten açıklamalar yaptılar.
18.03.2016
01.03.2016
Piyasada temel amaç kişisel kârdır. Eğitim kâr amacı gütmez, bilgiyi çıkar amaçlı kullanmaz. Eğitim, bilgiyi taraf gözetmeden herkesin kullanımına sunar.
• Din, farklı bilgi ve bilme biçimine kapalıdır; eğitim ise farklı bilgilerden yeni bilgiler üretir ve her şeyi bilmek ister; gerçeği ortaya çıkarmak için farklı yöntemler kullanır. • Din, bireyin özgünlüğünü öldürür; eğitim ise kendini gerçekleştirmeni, özgün, özgür ve sosyal bir varlık olmanın yollarını gösterir. • Din, tartışılmazdır; eğitim ise tartışır, eleştirir, değiştirir. • Din, senin/çocuğunun değişimini engeller; eğitim ise seni ve toplumu değiştirmeyi öngörür. • Dinde insanın standardı itaattir; bilgi ise itaat etmemeyi önerir. • Dinlerin değerleri ibadete yöneliktir; eğitimin değerleri ise hukuk, eşitlik, adalet, demokrasi gibi insani kurallardır.
01.03.2016
12.02.2016
Madem yazarınızla birlikte siz de sanıksınız, bu gün size, İstanbul 2. Asliye Ceza Mahkemesinde dün karar duruşması yapılan davamız hakkında bilgi vereyim: TÜRGEV, “Eğitim kavramı da kirlendi” başlıklı 14 Ağustos 2014 tarihli yazımıza karşı hakaret davası açmıştı. Başlığından da anlaşılacağı gibi söz konusu yazıda 17-25 Aralık operasyonu ve ardından düzenlenen fezlekede TÜRGEV hakkındaki iddialara yer vermiş; rüşvete aracılık ettiği ve kamu otoritesinin TÜRGEV yöneticileri tarafından kullanıldığı yönündeki iddialardan hareketle bu eğitim vakfının eğitim kavramını kirlettiğini belirtmiştim. Bu davadan ceza (ertelenen para cezası) aldım.
Türkiye zaman geçirmeden bu kadar dini eğitime ihtiyacı olup olmadığını tartışmak, tez elden bir karara varmak zorunda. Kocaman bir ülke, çocuğunu, Suudi Arabistan kralının, Tayip Erdoğan’ın, onun oğlunun kızının ihtiyaç duyduğu elemanlara dönüştüremez. Bu ülke için, insanlığın geleceği için hayali olan herkes, bu gidişata müdahale etmek zorunda. Evet, er geç başımızı kaldırıp çevremize bakacağız ve dünyanın merkezinin bulunduğumuz yer olmadığını anlayacağız. Anlamazsak biri bize anlatacak. Ne yazık ki geç kaldığımızı o zaman anlayacağız.
05.02.2016
29.01.2016
İnsanların gereksinimleri kadar tükettiği, gerektiği kadar üretimin yapıldığı haliyle hiçbir şeyin alınıp satılmadığı bir düzen düşünün. Böyle bir düzende adalet ve güvenlik sorunu olmayacak; sonra hiçbir insani ihtiyacı karşılamayan bankaları, vergi dairelerini, silah üretim tesislerini, polis ve askeri organizasyonları dağıtın. Buralarda görevli işgücünü ve maddi kaynağı eğitim, teknoloji, turizm, gıda, giyim gibi alanlara kaydırın… Ne olur biliyor musunuz; çalışma süreniz otomatik olarak yarıya iner, bir süre sonra da daha az çalışıp daha erken emekli olma olanağına kavuşursunuz (bu nasıl olacak diyenler için Bertell Ollman’ın Marksizme Sıradışı Bir Giriş kitabı ikna edici olabilir). İşte size başı sonu olmayan gerçek bir tatil. Açık söylemek gerekirse ben bundan dolayı komünist oldum; az çalışıp çok tatil vaat ettiği için…
23.01.2016
16.01.2016
Galiba gittikçe daha çok içimize kapanıyoruz; birinin bir anda müdahale edip gidişatı durdurmasını bekliyoruz. Bu gün, başlı başına bir konuyu ele alıp bitiremediğime göre ben de böyle bir hâl içindeyim. Gerek yok, küçük problemleri tartışmaya devam edelim; onlar, insan olarak haysiyetimizi savunmada, iktidarla mücadelemizde bizim konvansiyonel silahlarımızdır.
16.01.2016
15.01.2016
Sebebi ne olursa olsun, sorunu savaşla çözmeye kalkışan akılsızdır. Akılsız, önündeki problemi çözmenin başka bir yolu olabileceğini düşünemez. Çünkü bilgisine, işine, fikrine estetik katamadığı; sanat yapamadığı, doğa hakkında fikir sahibi olamadığı, evreni merak etmediği; hangi birini sayayım; en kötüsü de evrim sürecinin kazandırdığı doğal olarak sahip olduğu merakını bastırmaya yeltendiği için problemi başka nedenlerle, bağlantılarıyla birlikte ele alamaz, alternatifler üretemez.
Hükümetin, daha doğrusu AKP’nin, adına “Çözüm Süreci” denen Kürt siyasetçilerle kurduğu ilişkiye son vermesi; görüşme trafiğinden çekilmekle kalmayıp eşi benzeri görülmedik şiddetle Kürt halkı üzerine yürümesi, Kürt siyasi hareketinin seküler çizgisini korumasıyla doğrudan ilgili. İŞİD, Rojova ve özellikle Kobane saldırısını, laik YPG’nin ortadan kaldırılmasına yönelik olduğunu açıklamıştı. Aralık 2013’teki ilk saldırı ardından Halep’te yayımlanan İŞİD bildirisinde, diğer Kürtleri kardeş olarak gördükleri belirtilerek ”silahlı Kürt gruplarının Suriye’nin kuzeyinde laik bir devlet kurmasına verilmiş bir cevaptır” denilmişti.
15.01.2016
24.12.2015
Savaşın kendi pedagojisi vardır ve savaş pedagojisi, okul müfredatından farklı olarak çocuğu içinde bulunduğu toplumsal ilişkilerin bir parçası haline getirir. Açık anlatımla okul kültürünün kendi bağlamından koparmaya çalıştığı çocuk, okul kültürünün temsil ettiği ideoloji karşısında dahil olduğu toplumun değer yargılarıyla bağını güçlendirir. Çocuk deyip geçemezsin; savaşın mağduru olmuş, hele ki okul yaşındaki çocuk herhangi bir sorgulamaya tabi tutmadan tarafının ideolojileştirdiği din, mezhep ve etnik aidiyeti dayanışma kültürü olarak benimser. Savaş kültürü çocukların, diyelim ki Feyzullah’ın okulla hayat arasındaki bağını bir daha onarılmamak üzere koparır.
657 Sayılı Devlet Memurları Kanunu, memur statüsündeki kamu çalışanlarının hakkını kendilerine rağmen koruyan, iş güvencesini garantiye alan bir yasa. Şunu bilmekte yarar var; kanunun memur çalışanı güvenceye alan maddeleri, uğruna mücadeleler verilerek elde edilmiş kazanımlardan değil. Kanunun gerekçesinde de belirtildiği gibi Türkiye Cumhuriyeti Devleti, planlı kalkınma dönemini başlattığı yıllarda, devlete hizmet edeceklerin motivasyonunu artırmak için kamu çalışanlarının hukuki pozisyonlarını düzenleme gereği duymuş ve bu kanunu çıkarmış.
18.12.2015
13.12.2015
İslamcılar bir süredir milliyetçi şemiyenin altında dolaşıyorlar. İdeolojik angajmanlarına daha uygun olmasına rağmen din kardeşliğinden de pek söz etmiyorlar. Hoş, etseler de inandırıcı olma şansları kalmadı. Din, insanlar arası ilişkideki bağlayıcı rolünü çoktan yitirdi. Önce Arap Baharı ülkelerinde son olarak da Türkiye’de bir daha görüldü ki insanları ortak inanç etrafında toplama beyhude bir çaba.
Mutsuz, ümitsiz, borçlu öğretmenin eğitimsel sorunlarla ilgilenmediğini, çöküş halindeki öğretmenin eğitim sistemini de çökerteceğini herkesin bilmesi gerek.
13.12.2015
27.11.2015
Küresel medya, Paris katliamında ölenlerin anıldığı sırada uğultu çıkartılmasını “Yunanistan maçı öncesinde Türk taraftarlar Paris anısına yapılan saygı duruşunu yuhaladı” olarak verdi. En rahatlatıcı manşet “çoğunluk protestoya katılmadı” diyen Fransa gazetesi Le Figaro’dan geldi! Erdoğan, Fransa’dan gelen bu yorumdan iyimserlik çıkarmış olmalı ki “Orada tabi birkaç yüz olabilir herhalde kendini bilmez ıslıklamaya başlıyor. Bu olacak bir iş değil. Biz bir ülkenin İstiklal Marşına karşı saygı gösteremeyecek kadar tahammülsüz bir millet değiliz.” diyerek Yunanistan-Türkiye dostluk maçındaki tekbirli protestoyu Yunan milli marşına tepki olarak sundu.
Bana göre Cemaat okulları, İslamcı bir toplum inşa etmenin ideolojik araçlarından biri değil, arkasında ABD ve vesayetindeki finans merkezlerinin bulunduğu neoliberal okulun model uygulamalarıdır. Bundan dolayı ABD’nin, yaygınlaşması için büyük çaba sarf ettiği proje okullarını markaja aldığı, inandırıcılığı olmayan salak bir iddia.
20.11.2015
15.11.2015
1 Kasım seçimini AKP’nin din kurmayları gözüyle değerlendirdiğimizde, Türkiye nüfusunun yüzde 99’unun Müslüman olmadığı sonucu çıkıyor. Onlar sadece AKP’ye oy verenleri Müslüman saydığına göre Türkiye nüfusunun yüzde 49.5’i Müslüman. Tersinden bakıldığında doğal olarak nüfusumuzun yüzde 50.5’inin Müslüman olmadığını söylemiş oluyorsunuz (Saadet Partisini AKP’den sayarsak durum fifty fifty). Yüzde 50.5’in içinden biri çıkıp bana, haddini bil, Müslüman olmadığımı nasıl iddia edebilirsin diyebilir. Haksız da sayılmaz. Haklıdır ama onları Müslümandan saymayan ben değilim.
Arapçanın yeni bir din dersi olarak algılanması, laiklerin önyargısından çıkmış değil, bizzat İslamcı hükümetin Arabi olan her pratiği dinsel amaca hizmet edecek şekilde tasarlama hastalığının bir sonucudur. Amaç ve yönteme baktığınızda hükümetin de Arapçayı dil dersi olarak görmediğini anlarsınız. Arapça; Fransızca, Almanca, İngilizce gibi bir dil dersi olarak düşünülmüş olsaydı Ahmet Hakan haklı olacaktı. Ne yazık öyle değil…
06.11.2015
30.10.2015
Bir hafta kadar önce Etyen Mahçupyan’ın, başlığında Murat Belge adını kullandığı yazısı dikkatimi çekti. Kapasitelerini bilginin amaçları doğrultusunda kullanmıyor olsalar da bu ikiliden felsefi kavramların kullanıldığı bir polemik yazısı çıkar düşüncesiyle okumaya başladım. Fakat yazının ikinci paragrafında “Eğer İslamcıdan demokrat çıkmıyorsa, sosyalistten niye çıksın diye sorulabilir. Hatta eğer böyle bir genelleme doğru ise liberalden nasıl olup da demokrat çıkabildiği düşünülebiliyor diye de sorulabilir” gibi akıldışı bir cümleye rastlayınca, zaten kıt olan zamanımı daha verimli bir şekilde değerlendireyim diyerek başka bir yazıya geçtim. Sonra düşündüm ki böyle düşünen; yani İslamcılıkla demokrasiyi hala uzlaştırmaya çalışan epey bir insan var ve bu insanlar, bu yazarlara başvurdukları için öyle düşünüyorlar. Bu nedenle bilahare Murat Belge’yi okuduktan sonra Mahçupyan’ın yazısına geri döndüm.
Yüz arkadaşımızı öldüren, yüzlercesini yaralayan katillerin cephesinden bakanlar, bizim ölülerimiz arkasından saygı duruşunda bulunmamızı, alkış tutmamızı, türkü söylememizi anlamaz değiller. Ama anlamazdan gelirler. Anlamazdan gelirler çünkü katil ve tarafı ile katledilenin aynı dilden ağıt yakmasını beklerler; beklerler ki “Allah belanızı versin” deyip geçelim, böylece öfkemizin yerini rızaya bırakalım. Konya stadyumundaki güruhun saygı duruşuna tepkisi de bundandır; Ankara katliamının unutulmayacak, er geç hesabı sorulacak suç listesine eklenmiş olması anlamı taşımasındandır.
24.10.2015
16.10.2015
Davutoğlu, partisinin seçim beyannamesini açıklarken şöyle bir şey dedi: “Öğretmenlerimizle ilgili olarak Ulusal Öğretmen Strateji Belgesini hazırlayıp yürürlüğe koyacağız. Öğretmenlerimizin bilgi ve becerilerini güncellemelerini sağlayacak devrim mahiyetinde bir adım olarak Öğretmen Akademisini kuracağız inşallah!”
Pazartesi öğrencilerin sırasına konan 250 milyon ders kitabının alımında kullanılan 422 milyon 966 bin 900 Tl.nin sadece 182 milyon 966 bin 900 Tl.si Eğitim Bakanlığı bütçesinden; kalan 240 milyon, Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Fonundan tahsis edildi. Biliyorsunuz, özel okulların ders kitabını da devlet veriyor. Yani, öğrenci başına yıllık fiyatı 47 bin Tl. olan özel okula giden Burak, ders kitabını Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Fonundan alıyor! Burak’ın ders kitabını temin eden SYDTF’nin kanunla belirlenmiş amacı “Fakru zaruret içinde ve muhtaç durumda bulunan vatandaşlar ile her ne suretle olursa olsun Türkiye'ye kabul edilmiş veya gelmiş kişilere yardım etmek.” (Kanun no: 3294, Madde 1).
09.10.2015
02.10.2015
 7  ...